Google

« Önceki | Sonraki »

16/11/2007

Reklam’da en yeni teknoloji Pixman

Formula 1 ile birlikte Türkiye reklamda da çok yeni bir teknoloji ile tanıştı. Başlarının üzerinde bir LCD ekranı taşıyan adamlar Beyoğlu’nda dolaştılar. Kurtköy’deki pistte, bu ekrandan Formula oyunlarını oynattılar. İlk defa Formula’da kullanılan bu teknoloji, belki de çizgi altı reklamcılıkta devrim sayılabilecek bir yöntem…

İstiklal Caddesi’nde dolaşırken, size bir broşür veya bir ilan vermeye çalıştıklarına şahit olmuşsunuzdur. Artık birçok kişi bu broşürleri ya almak istemiyor, ya da biraz uzaklaşınca yere atıyor.

Broşür dağıtma yöntemi genelde aynı bölgede yeni bir dükkan açan küçük işletmelerin başvurduğu bir yöntemdir. Büyük şirketler ise, benzer uygulamayı örnek ürün dağıtmak şeklinde yapıyorlar. Çizgi altı reklam tekniği olarak kabul edebileceğimiz bu yöntem artık şekil değiştiriyor.

Başlarının üzerinde LCD ekran taşıyan, uzay çağından çıkıp gelmiş gibi ilginç elbiseler giyen, sportif, yakışıklı gençler cadde de dolaşıyor. Yöntem özellikle belli bir lokasyonda etkili sonuç almak isteyen firmalar için çok etkili. Çünkü bu adamlar herkesin dikkatini çekiyor. Ekrana yansıtılan görüntü sayesinde ise bu dikkati ürüne toparlamak mümkün. Böylelikle, iletişim karmaşasından kurtuluyor ve mesajınızı doğrudan iletiyorsunuz.

Peki sistem nasıl çalışıyor? Öncelikle küçük bir sırt çantasına monte edilmiş bir bilgisayar sistemi,  ses elde etmenizi sağlayan ses konsolları  ve şarj bölümü var. Bu bölüm çelik bir çubukla ekrana bağlanıyor.                        

Mankenler de lansmanı yapılacak ürüne göre giydirildikten sonra, sistemi sırtına geçiriyor. Ekran tam olarak mankenin başının üstünde kalıyor. İstediğiniz tanıtımı bu sisteme yüklüyorsunuz ve görüntü ekranda akmaya başlıyor. Görüntü akarken, mankenler hareketli veya durağan olabiliyorlar.

Bu ekranda sadece tanıtım yapmakla birlikte daha interaktif şeyler yapmak mümkün. Örneğin playstation’un yeni bir tanıtımı için oyun yüklenebiliyor. Ya da internet bağlantısının olduğu yerde, bir bankanın internet şubesine girilebiliyor. Ya da, sadece reklam ekranda döndürülebiliyor. Bu yeni reklam yönteminin adına PİXMAN diyorlar.
Pixman’i Türkiye’ye Zoom İletişim’in sahibi Engin Akıncı getirdi.

Şuan Pixman Turkey adında da faaliyet gösteriyorlar. Onların da ilk işi Ağustos ayında yapılan Formula İstanbul GP’sini tanıtmak oldu. “Pixman”ler, başlarının üzerinde Formula reklamlarıyla önce İstanbul’u arşınladılar, sonra soluğu Kurtköy’deki pistte aldılar. Padok alanında birçok yarış sever, Pixmanlerin ekranından Formula oyunları oynadı.                                                            Engin Akıncı

Biz de, bunu görünce sistemin ayrıntıları ile ilgili bilgi almak ve Türkiye’ye getiriliş macerasını öğrenmek için Pixman Turkey’in kapısını çaldık. Şirketin kurucusu Engin Akıncı ile konuştuk.

Ünlüleri Türkiye’ye getirdik

Formula 1 yarışlarında yeni ve ilginç bir reklam mecrasıyla karşılaştık. Pixman’e geçmeden önce Zoom iletişimi ve sizi tanıyabilir miyiz?

Yaklaşık 9 yıl Sony Müzik’in pazarlama direktörlüğünü yaptım. 2004 yılında ayrıldım ve Zoom Kurumsal’ı kurdum. Burada, kurumsal bir iletişimin parçası olarak eğlenceye odaklandık. Zoom iletişimde  Miss Turkey’den tutunda Power’ın Beyaz Gece’sine kadar birçok organizasyonunu biz yaptık. NTV televizyonunun 10. yılını ve Mercedes Benz’in 40. yılını da biz yaptık. İş Sanat ve İş Bankası ile de çalışıyoruz. Biz asla ve asla biletli iş yapmıyoruz, kurumlar için çalışıyoruz. En önemlisi dünya çapında geliştirdiğimiz ilişkiler var. Yapamayacağımız şey yok.

Pixman’a gelelim… Onu Türkiye’ye getirmek nereden aklınıza geldi?

İşte Pixman’de bu ilişkiler sayesinde yolunuza çıktı. Bizim için bir kapı açıldı. Altın Portakal film festivalinde ve NTV gecesinde birlikte çalıştığımız Kanada gösteri grubu Cirgue Eloize’nin yöneticilerinden biri olan  Vincent Messager işten ayrılıyor. Bana da bir veda maili yazıyor. “İşte böyle böyle… ben çalıştığım şirketten ayrıldım. Yeni bir alana geçiyorum.” Dedim ki, “Allah Allah …Vincent bırakmazdı kolay kolay. Çok memnundu işinden, nereye gidiyor acaba?” diye merak ettim. Mailde yolladığı linke girdim ve “Pixman”le karşılaştım.

Baktıktan 5 saniye sonra benim yapmak istediğim şeyin gerçekleştiğini gördüm. İçimden “Bunu muhakkak birileri Türkiye’ye getirmiştir” diye geçirdim. Sonra internetten kontrol ettim, “Nerelerde var?” diye. 30 küsur ülkede ofis var, çok hızlı yayılmışlar ama Türkiye’de yok. Hemen harekete geçtik.

Gerekli yazışmalar yapıldı ve geçen ay atladım Kanada’ya Montreal’e gittim. Orada kendi şirketimizi tanıttım ve çok ilginç bir şeyle karşılaştım. Bundan 13-14 yıl önce eğitim amacıyla Kanada’da bulunmuştum. 2. üniversitemi okumuştum orada. Bu şirketin genel müdürü Kanada’da okuduğum okuldan tanıdık çıktı. “Aaaaaa! Ben seni hatırlıyorum, birlikte aynı okuldaydık falan…” Bir sıcaklık oluştu aramızda. Zaten Türkiye’den iki üç şirket daha önce, Pixman’i Türkiye’ye getirmek için başvurmuş, ama onlar yeterli ciddiyeti maalesef görmemişler. Sıcak bakmamışlar…

 

Pixman’in sahibi, Kanadalı bir yatırımcı, Daniel Langlois… İlginç bir insan.  Önce Hollywood film sektöründe daha sonra da tüm dünyada  kullanılan softimage’in yaratıcısı. Yani 3 boyutlu gerçekçi animasyonu bulan ve hayata geçiren kişi. Kanada Hükümeti’nden Teknoloji Şövalyesi unvanını almış. Çok zengin, Montreal’de gökdelenleri var ama hala çok inovatif fikirler üretiyor.

İlk önce şirketin yapabileceklerine dair epey bir sorgulamadan geçtik. Bir sürü soru sordular. Onları cevapladık. Neden Türkiye için ilginç olabileceğini ve neler yapabileceğimizi anlattıktan sonra çalışmaya karar verdik. Yaklaşık üç ay kadar yazışmalar falan sürdü. 2007 yılının başında Pixman’in tüm Türkiye operasyon, lisans haklarını almış olduk. Ardından bir başka süreç başladı.

Bu yeni bir teknoloji bunu Türkiye’ye nasıl getirebiliriz? Gümrükçümüzle konuştuk. Belli standartları var onlara uymak lazım, biraz zaman da onlar için geçti. Bu arada bizim ofisimiz yeterli değildi. Ufak ofisten daha büyük bir ofise çıktık. Yeni arkadaşlarımız katıldı aramıza. Mayıs ayında da Pixman tüm dünyada uyguladığı standartlara erişmemiz için buraya iki kişi yolladı. Onlar bizi teknik ve pazarlama eğitiminden geçirdiler. Yaklaşık 10 günlük bir eğitimden geçtikten sonra çalışmaya başladık.

Gizli bir teknoloji

Pixman nasıl çalışıyor? Teknoloji konusunda bilgi verebilir misiniz?

Bu teknoloji tümüyle gizli bir teknoloji. Bunu saklıyorlar. Kanada’ya gittiğim zaman bile iç sistemini görmedim. Sadece dışardan aletleri görüyorsunuz. “İçinde nasıl bir kablolama sistemi var? Nasıl yapılıyor?” bunları sizlerle paylaşmıyorlar. Ben de buraya geldiğinde, bize verdikleri eğitimde bir şeyler öğrendim. Bize verdikleri kadar tabi…

Peki Pixman’in ne olduğunu öğrenelim… Nasıl çalışıyor?

Pixman, teknolojik bir reklam ve hizmet pazarlama mecrası. Bir sırt çantası var. Bu çantayı seçtiğiniz elemanlar takıyorlar. Bunların kafalarının üzerinde, özel alışımdan yapılmış 17” (inch) televizyon ekranlarından 4-5 kat daha parlak görüntü verebilen bir ekran var. Bu sırt çantasının arkasında, en alt bölümünde, 2X20 vat dijital stereo ses verebilen aparat var. Bir sırt çantası taşıyorsunuz ama arkasından inanılmaz kalitede bir ses geliyor. Vermek istediğiniz mesajı insanların ayağına kadar götüren mobil, bir sistem.

Farklı versiyonları da var. Bizim getirmiş olduğumuz (resimlerdeki) Pixman… Bunun projeksiyon modeli de var. Mesela bunu duvarlara yansıtabiliyorsunuz. Bu bir gerilla pazarlama aktivitesi aynı zamanda. Çünkü reklamınızı sahip olmadığınız yere yansıtabiliyorsunuz. Caddelere, yürüryen insanların önüne, arabalara. Tabi biz henüz bunu getirmedik. Kısacası bu yeni teknoloji ile her hangi bir kuruluşun, firmanın vermek istediği mesajı veya tanıtmak istediği ürününü, imajı, insanların kalbine beynine, ayaklarına götürerek ulaştırabiliyorsunuz….

Avantajı ne?

7 gün 24 saat mesajı her yere götürme şansınız var. Yazın insanlar tatile gittiğinde plaja götürebilirsiniz. İstediğiniz gibi elemanları giydirme şansınız var. Şayet müşteriniz Turkcell ise Celocan kıyafeti giydirebilirsiniz. Yapı Kredi ise Vada kostümü… Aklınıza ne geliyorsa uygulama şansınız var.

Bir duvara ilan asmak isteseniz, belediyeden izin almak zorundasınız. Bürokratik sorun çıkmıyor mu?

Gerekli izinleri burada da alıyorsunuz. Nerede yapıyorsanız, orada önceden izin alıyorsunuz. Sokaktaysa belediyeden, alış veriş merkezindeyse yönetimden.

Bir nevi çizgi altı reklamcılığa önemli bir teknoloji getirmiş oluyorsunuz.

Bu teknoloji insanlarla birebir etkileşiminizi sağlıyor. El ilanı dağıtırken insanlar bakmıyor bile. Burada ise gelip bakıyorlar, “bu nedir?” diye soruyorlar. Bu modeli, bu arabanın özelliklerini anlattırıp, fiyatı konusunda bilgi alabilirsiniz.

Örneğin, Levis yeni bir kot çıkarttı. Karşınıza dört tane genç geldi bu ürünleri giyen. Bunu taşıyan arkadaşlar son derece yapılı, eli yüzü düzgün. O markayı sokakta temsil edebilecek, o kampanyayı anlatabilecek arkadaşlar. Karşılarına hedef kitle çıktığı zaman bilgilendirebilecek durumdalar.

Birisi sordu “Kotu nerede bulabiliriz diye?”  İnsanlara o zaman şunu diyebilirsiniz “Arkadaşlar ilginizi mi çekti. Buyurun, size indirim kuponu. Bunu yüzde 30 indirimle alabilirsiniz” diyebilirsiniz.

Bu teknoloji upgrate edildiği zaman. Kablosuz internetin yaygın olduğu durumlarda, online olunabilen durumlarda internet üzerinden bir şey yapabilirsiniz. Yani nedir, karşınıza garanti bankası var. Tanıtımını yapıyorsunuz. Yolda birisi, internete girip, bankacılık işlemlerini yapabilir. Bir MP3 parça bile atma şansınız var.

Hedef kitlenin bulunduğu yere gitmek ayrı bir avantajı…

Evet! Alfa Romeo arabaları örneğin. Şuan görüşüyoruz. Onlar biliyorlar ki hedef kitleleri A sınıfı insanlar. Peki, bu hedef kitle nereye gider? Kanyona… Direk bize geliyorlar. Aklınıza gelebilecek her yer metro istasyonu, stadyumlar, tren garları… Kalabalık kitlelerin olduğu her yere gidebiliriz. Konvansiyonel reklam mecralarından şirket yöneticileri sıkılmış. Çok büyük paralar harcamışlar ama artık sonuç alamamaya başlamışlar. Bu tür alternatif reklamlara ve mecralara kaymaya başladılar.

Aslında biz bir ordunun keskin nişancılarıyız. Direk hedefe yönelik atış yapıyoruz. Kampanya başlamadan bile çok acayip bir gürültü kopartma şansımız oluyor. İlgi çekici her şeyi koyma şansınız var.

Şimdilik yeni ve pahalı…

Peki, bu pahalı bir reklam kanalı mı?

Fiyat işine pek girmek istemiyorum. Şu aşamada daha çok, bizdeki bu potansiyeli gören küresel markalarla çalışmayı tercih ediyoruz. Biz bu işe daha çok bir iş ortaklığı gözüyle bakıyoruz. Uzun süre çalışabileceğimiz markalarla bir araya gelmeye çalışıyoruz. Yani bir iş yapalım olsun bitsin değil. Çok yeni bir şey ve yeni yaratıcılıklara açık…

Peki bataryası bütün gün aktivite yapmaya yeterli mi?

Bataryası 2 saat götürüyor ama hızlı bir şekilde değiştirilebiliyor. 24 saat bu işi yapma şansımız var. Kesintisiz devam edilebilir. Aletler çok büyük bir teknoloji ile gerçekleştirilmiş. Ağırlar ama görmüş olduğunuz çantalar, özel olarak Pixman için yapılmış. Ergonomik tasarlanmış ve ağırlığı belinize, kaslarınıza eşit dağıtıldığı için uzun süre taşıyabiliyorsunuz. Ama biz 2 saate bir eleman değiştiriyoruz. Çünkü elemanların güler yüzlü , sempatik olması çok önemli. Bu yüzden enerjileri düşmeden değiştirip devam ediyoruz.

Kaç elemanla çıkıyorsunuz?

4 ekranla çıktığımız zaman minimum 8 elemanla çıkıyoruz. Başlarında iki tane de süpervizör oluyor. Bu durumlarda sürücülerimizle birlikte 12 elemanla çıkıyoruz.

Peki ben büyük bir şirketim, daha fazla adam ve ekran istersem…

Problemimiz yok. İstediğimiz kadar Pixman getirebilir, kampanyayı yapar geri gönderebiliriz. Yani esnek bir yapımız var…

Gün ışığında, ekran rahat görünebiliyor mu?

O bildiğimiz LCD ekranlara benzemiyor. Güneş ışığının altında bile çok rahat görüntü sağlayan bir yapısı var. Üstünde özel bir madde ile kaplı. Dolayısıyla normal bir bilgisayar ekranında, 4 veya 5 kat daha iyi sonuç alıyorsunuz. Her türlü hava koşulunda çalışıyor. Yağmur, kar… Teknoloji de her yıl gelişiyor. 2008’deki hedefimizi online aktiviteler yapabilmek.

İlk Formula İstanbul GP için kullanıldı

Türkiye’de ilk müşteriniz kim oldu?

Kanal D ve Formula 1… Pixman’in etkisi gece 3-4’e katlanıyor. Tanıtım için arkadaşlar Beyoğlu’na çıktı. İnanılmaz bir ilgi gördüler. İnsanlar fotoğraf falan çektirmeye başladılar. Trafik durdu.  Daha sonra Bağdat Caddesi, Cadde Bostan Sahil yolu, Ak Merkez ve Nişantaşı.

Birde Formula1’in İstanbul Park’ta Kanal D’nin Canlı yayın standı vardı, oradan canlı yayın yapıldı. Padok alanında insanlara Formula oynattık. Onlarda müşteri olarak çok memnun kaldılar.

Sadece İstanbul’da mı çalışıyorsunuz?

İstanbul merkezliyiz ama her yere gidebiliyoruz. Şuan Mersin’de bir organizasyon var oraya gideceğiz. Biz çok esneğiz, istenen yere gideriz.

Engin Akıncı Kimdir

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye bölümünden mezun olan Akıncı, 1996 yılına kadar çeşitli TV kanallarında muhabirlik ve editörlük yaptı. 96 yılında Sony Music’in pazarlama müdürlüğüne getirildi. Sony’nin çeşitli Avrupa ofislerinde de görev alan akıncı, 9 yıllık bir çalışmanın ardından buradaki görevini bıraktı. Akıncı bu dönemde Shakira, Celine Dion, Mariah Carey, Ricky Martin, Anastacia, Patricia Kaas, Gloria Estefan, Julio Iglesias, Marc Anthony ve Jennifer Lopez gibi isimlerle çalıştı ve bu sanatçıları çeşitli organizasyonlar için Türkiye’ye getirdi. 2004 yılında bu görevinden ayrılan Akıncı Zoom Kurumsal’ı kurdu. Yeni şirketinde kurumsal eğlence danışmanlığı, reklam, film ve dizi müziği prodüksiyon ve organizasyon danışmanlığı konularında hizmet vermeye başladı.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Google Pagerank Checker