Formula 1 ile birlikte Türkiye reklamda
da çok yeni bir teknoloji ile tanıştı. Başlarının üzerinde bir LCD
ekranı taşıyan adamlar Beyoğlu’nda dolaştılar. Kurtköy’deki pistte, bu
ekrandan Formula oyunlarını oynattılar. İlk defa Formula’da kullanılan
bu teknoloji, belki de çizgi altı reklamcılıkta devrim sayılabilecek
bir yöntem…
İstiklal Caddesi’nde dolaşırken, size bir broşür veya bir ilan
vermeye çalıştıklarına şahit olmuşsunuzdur. Artık birçok kişi bu
broşürleri ya almak istemiyor, ya da biraz uzaklaşınca yere atıyor.
Broşür dağıtma yöntemi genelde aynı bölgede yeni bir dükkan açan
küçük işletmelerin başvurduğu bir yöntemdir. Büyük şirketler ise,
benzer uygulamayı örnek ürün dağıtmak şeklinde yapıyorlar. Çizgi altı
reklam tekniği olarak kabul edebileceğimiz bu yöntem artık şekil
değiştiriyor.
Başlarının üzerinde LCD ekran taşıyan, uzay çağından çıkıp gelmiş
gibi ilginç elbiseler giyen, sportif, yakışıklı gençler cadde de
dolaşıyor. Yöntem özellikle belli bir lokasyonda etkili sonuç almak
isteyen firmalar için çok etkili. Çünkü bu adamlar herkesin dikkatini
çekiyor. Ekrana yansıtılan görüntü sayesinde ise bu dikkati ürüne
toparlamak mümkün. Böylelikle, iletişim karmaşasından kurtuluyor ve
mesajınızı doğrudan iletiyorsunuz.
Peki sistem nasıl çalışıyor? Öncelikle küçük bir sırt çantasına
monte edilmiş bir bilgisayar sistemi, ses elde etmenizi sağlayan ses
konsolları ve şarj bölümü var. Bu bölüm çelik bir çubukla ekrana
bağlanıyor.
Mankenler de lansmanı yapılacak ürüne göre giydirildikten sonra,
sistemi sırtına geçiriyor. Ekran tam olarak mankenin başının üstünde
kalıyor. İstediğiniz tanıtımı bu sisteme yüklüyorsunuz ve görüntü
ekranda akmaya başlıyor. Görüntü akarken, mankenler hareketli veya
durağan olabiliyorlar.
Bu
ekranda sadece tanıtım yapmakla birlikte daha interaktif şeyler yapmak
mümkün. Örneğin playstation’un yeni bir tanıtımı için oyun
yüklenebiliyor. Ya da internet bağlantısının olduğu yerde, bir bankanın
internet şubesine girilebiliyor. Ya da, sadece reklam ekranda
döndürülebiliyor. Bu yeni reklam yönteminin adına PİXMAN diyorlar.
Pixman’i Türkiye’ye Zoom İletişim’in sahibi Engin Akıncı getirdi.
Şuan Pixman Turkey adında da faaliyet gösteriyorlar. Onların da ilk
işi Ağustos ayında yapılan Formula İstanbul GP’sini tanıtmak oldu.
“Pixman”ler, başlarının üzerinde Formula reklamlarıyla önce İstanbul’u
arşınladılar, sonra soluğu Kurtköy’deki pistte aldılar. Padok alanında
birçok yarış sever, Pixmanlerin ekranından Formula oyunları
oynadı. Engin Akıncı
Biz de, bunu görünce sistemin ayrıntıları ile ilgili bilgi almak ve
Türkiye’ye getiriliş macerasını öğrenmek için Pixman Turkey’in kapısını
çaldık. Şirketin kurucusu Engin Akıncı ile konuştuk.
Ünlüleri Türkiye’ye getirdik
Formula 1 yarışlarında yeni ve ilginç bir reklam mecrasıyla
karşılaştık. Pixman’e geçmeden önce Zoom iletişimi ve sizi tanıyabilir
miyiz?
Yaklaşık 9 yıl Sony Müzik’in pazarlama direktörlüğünü yaptım. 2004
yılında ayrıldım ve Zoom Kurumsal’ı kurdum. Burada, kurumsal bir
iletişimin parçası olarak eğlenceye odaklandık. Zoom iletişimde Miss
Turkey’den tutunda Power’ın Beyaz Gece’sine kadar birçok
organizasyonunu biz yaptık. NTV televizyonunun 10. yılını ve Mercedes
Benz’in 40. yılını da biz yaptık. İş Sanat ve İş Bankası ile de
çalışıyoruz. Biz asla ve asla biletli iş yapmıyoruz, kurumlar için
çalışıyoruz. En önemlisi dünya çapında geliştirdiğimiz ilişkiler var.
Yapamayacağımız şey yok.
Pixman’a gelelim… Onu Türkiye’ye getirmek nereden aklınıza geldi?
İşte Pixman’de bu ilişkiler sayesinde yolunuza çıktı. Bizim için bir
kapı açıldı. Altın Portakal film festivalinde ve NTV gecesinde birlikte
çalıştığımız Kanada gösteri grubu Cirgue Eloize’nin yöneticilerinden
biri olan Vincent Messager işten ayrılıyor. Bana da bir veda maili
yazıyor. “İşte böyle böyle… ben çalıştığım şirketten ayrıldım. Yeni bir
alana geçiyorum.” Dedim ki, “Allah Allah …Vincent bırakmazdı kolay
kolay. Çok memnundu işinden, nereye gidiyor acaba?” diye merak ettim.
Mailde yolladığı linke girdim ve “Pixman”le karşılaştım.
Baktıktan 5 saniye sonra benim yapmak istediğim şeyin
gerçekleştiğini gördüm. İçimden “Bunu muhakkak birileri Türkiye’ye
getirmiştir” diye geçirdim. Sonra internetten kontrol ettim, “Nerelerde
var?” diye. 30 küsur ülkede ofis var, çok hızlı yayılmışlar ama
Türkiye’de yok. Hemen harekete geçtik.
Gerekli
yazışmalar yapıldı ve geçen ay atladım Kanada’ya Montreal’e gittim.
Orada kendi şirketimizi tanıttım ve çok ilginç bir şeyle karşılaştım.
Bundan 13-14 yıl önce eğitim amacıyla Kanada’da bulunmuştum. 2.
üniversitemi okumuştum orada. Bu şirketin genel müdürü Kanada’da
okuduğum okuldan tanıdık çıktı. “Aaaaaa! Ben seni hatırlıyorum,
birlikte aynı okuldaydık falan…” Bir sıcaklık oluştu aramızda. Zaten
Türkiye’den iki üç şirket daha önce, Pixman’i Türkiye’ye getirmek için
başvurmuş, ama onlar yeterli ciddiyeti maalesef görmemişler. Sıcak
bakmamışlar…
Pixman’in sahibi, Kanadalı bir yatırımcı, Daniel Langlois… İlginç
bir insan. Önce Hollywood film sektöründe daha sonra da tüm dünyada
kullanılan softimage’in yaratıcısı. Yani 3 boyutlu gerçekçi animasyonu
bulan ve hayata geçiren kişi. Kanada Hükümeti’nden Teknoloji Şövalyesi
unvanını almış. Çok zengin, Montreal’de gökdelenleri var ama hala çok
inovatif fikirler üretiyor.
İlk önce şirketin yapabileceklerine dair epey bir sorgulamadan
geçtik. Bir sürü soru sordular. Onları cevapladık. Neden Türkiye için
ilginç olabileceğini ve neler yapabileceğimizi anlattıktan sonra
çalışmaya karar verdik. Yaklaşık üç ay kadar yazışmalar falan sürdü.
2007 yılının başında Pixman’in tüm Türkiye operasyon, lisans haklarını
almış olduk. Ardından bir başka süreç başladı.
Bu yeni bir teknoloji bunu Türkiye’ye nasıl getirebiliriz?
Gümrükçümüzle konuştuk. Belli standartları var onlara uymak lazım,
biraz zaman da onlar için geçti. Bu arada bizim ofisimiz yeterli
değildi. Ufak ofisten daha büyük bir ofise çıktık. Yeni arkadaşlarımız
katıldı aramıza. Mayıs ayında da Pixman tüm dünyada uyguladığı
standartlara erişmemiz için buraya iki kişi yolladı. Onlar bizi teknik
ve pazarlama eğitiminden geçirdiler. Yaklaşık 10 günlük bir eğitimden
geçtikten sonra çalışmaya başladık.
Gizli bir teknoloji
Pixman nasıl çalışıyor? Teknoloji konusunda bilgi verebilir misiniz?
Bu teknoloji tümüyle gizli bir teknoloji. Bunu saklıyorlar.
Kanada’ya gittiğim zaman bile iç sistemini görmedim. Sadece dışardan
aletleri görüyorsunuz. “İçinde nasıl bir kablolama sistemi var? Nasıl
yapılıyor?” bunları sizlerle paylaşmıyorlar. Ben de buraya geldiğinde,
bize verdikleri eğitimde bir şeyler öğrendim. Bize verdikleri kadar
tabi…
Peki Pixman’in ne olduğunu öğrenelim… Nasıl çalışıyor?
Pixman, teknolojik bir reklam ve hizmet pazarlama mecrası. Bir sırt
çantası var. Bu çantayı seçtiğiniz elemanlar takıyorlar. Bunların
kafalarının üzerinde, özel alışımdan yapılmış 17” (inch) televizyon
ekranlarından 4-5 kat daha parlak görüntü verebilen bir ekran var. Bu
sırt çantasının arkasında, en alt bölümünde, 2X20 vat dijital stereo
ses verebilen aparat var. Bir sırt çantası taşıyorsunuz ama arkasından
inanılmaz kalitede bir ses geliyor. Vermek istediğiniz mesajı
insanların ayağına kadar götüren mobil, bir sistem.
Farklı versiyonları da var. Bizim getirmiş olduğumuz (resimlerdeki)
Pixman… Bunun projeksiyon modeli de var. Mesela bunu duvarlara
yansıtabiliyorsunuz. Bu bir gerilla pazarlama aktivitesi aynı zamanda.
Çünkü reklamınızı sahip olmadığınız yere yansıtabiliyorsunuz.
Caddelere, yürüryen insanların önüne, arabalara. Tabi biz henüz bunu
getirmedik. Kısacası bu yeni teknoloji ile her hangi bir kuruluşun,
firmanın vermek istediği mesajı veya tanıtmak istediği ürününü, imajı,
insanların kalbine beynine, ayaklarına götürerek ulaştırabiliyorsunuz….
Avantajı ne?
7 gün 24 saat mesajı her yere götürme şansınız var. Yazın insanlar
tatile gittiğinde plaja götürebilirsiniz. İstediğiniz gibi elemanları
giydirme şansınız var. Şayet müşteriniz Turkcell ise Celocan kıyafeti
giydirebilirsiniz. Yapı Kredi ise Vada kostümü… Aklınıza ne geliyorsa
uygulama şansınız var.
Bir duvara ilan asmak isteseniz, belediyeden izin almak zorundasınız. Bürokratik sorun çıkmıyor mu?
Gerekli izinleri burada da alıyorsunuz. Nerede yapıyorsanız, orada
önceden izin alıyorsunuz. Sokaktaysa belediyeden, alış veriş
merkezindeyse yönetimden.
Bir nevi çizgi altı reklamcılığa önemli bir teknoloji getirmiş oluyorsunuz.
Bu teknoloji insanlarla birebir etkileşiminizi sağlıyor. El ilanı
dağıtırken insanlar bakmıyor bile. Burada ise gelip bakıyorlar, “bu
nedir?” diye soruyorlar. Bu modeli, bu arabanın özelliklerini
anlattırıp, fiyatı konusunda bilgi alabilirsiniz.
Örneğin, Levis yeni bir kot çıkarttı. Karşınıza dört tane genç geldi
bu ürünleri giyen. Bunu taşıyan arkadaşlar son derece yapılı, eli yüzü
düzgün. O markayı sokakta temsil edebilecek, o kampanyayı anlatabilecek
arkadaşlar. Karşılarına hedef kitle çıktığı zaman bilgilendirebilecek
durumdalar.
Birisi sordu “Kotu nerede bulabiliriz diye?” İnsanlara o zaman şunu
diyebilirsiniz “Arkadaşlar ilginizi mi çekti. Buyurun, size indirim
kuponu. Bunu yüzde 30 indirimle alabilirsiniz” diyebilirsiniz.
Bu teknoloji upgrate edildiği zaman. Kablosuz internetin yaygın
olduğu durumlarda, online olunabilen durumlarda internet üzerinden bir
şey yapabilirsiniz. Yani nedir, karşınıza garanti bankası var.
Tanıtımını yapıyorsunuz. Yolda birisi, internete girip, bankacılık
işlemlerini yapabilir. Bir MP3 parça bile atma şansınız var.
Hedef kitlenin bulunduğu yere gitmek ayrı bir avantajı…
Evet! Alfa Romeo arabaları örneğin. Şuan görüşüyoruz. Onlar
biliyorlar ki hedef kitleleri A sınıfı insanlar. Peki, bu hedef kitle
nereye gider? Kanyona… Direk bize geliyorlar. Aklınıza gelebilecek her
yer metro istasyonu, stadyumlar, tren garları… Kalabalık kitlelerin
olduğu her yere gidebiliriz. Konvansiyonel reklam mecralarından şirket
yöneticileri sıkılmış. Çok büyük paralar harcamışlar ama artık sonuç
alamamaya başlamışlar. Bu tür alternatif reklamlara ve mecralara
kaymaya başladılar.
Aslında biz bir ordunun keskin nişancılarıyız. Direk hedefe yönelik
atış yapıyoruz. Kampanya başlamadan bile çok acayip bir gürültü
kopartma şansımız oluyor. İlgi çekici her şeyi koyma şansınız var.
Şimdilik yeni ve pahalı…
Peki, bu pahalı bir reklam kanalı mı?
Fiyat işine pek girmek istemiyorum. Şu aşamada daha çok, bizdeki bu
potansiyeli gören küresel markalarla çalışmayı tercih ediyoruz. Biz bu
işe daha çok bir iş ortaklığı gözüyle bakıyoruz. Uzun süre
çalışabileceğimiz markalarla bir araya gelmeye çalışıyoruz. Yani bir iş
yapalım olsun bitsin değil. Çok yeni bir şey ve yeni yaratıcılıklara
açık…
Peki bataryası bütün gün aktivite yapmaya yeterli mi?
Bataryası 2 saat götürüyor ama hızlı bir şekilde değiştirilebiliyor.
24 saat bu işi yapma şansımız var. Kesintisiz devam edilebilir. Aletler
çok büyük bir teknoloji ile gerçekleştirilmiş. Ağırlar ama görmüş
olduğunuz çantalar, özel olarak Pixman için yapılmış. Ergonomik
tasarlanmış ve ağırlığı belinize, kaslarınıza eşit dağıtıldığı için
uzun süre taşıyabiliyorsunuz. Ama biz 2 saate bir eleman
değiştiriyoruz. Çünkü elemanların güler yüzlü , sempatik olması çok
önemli. Bu yüzden enerjileri düşmeden değiştirip devam ediyoruz.
Kaç elemanla çıkıyorsunuz?
4 ekranla çıktığımız zaman minimum 8 elemanla çıkıyoruz. Başlarında
iki tane de süpervizör oluyor. Bu durumlarda sürücülerimizle birlikte
12 elemanla çıkıyoruz.
Peki ben büyük bir şirketim, daha fazla adam ve ekran istersem…
Problemimiz yok. İstediğimiz kadar Pixman getirebilir, kampanyayı yapar geri gönderebiliriz. Yani esnek bir yapımız var…
Gün ışığında, ekran rahat görünebiliyor mu?
O bildiğimiz LCD ekranlara benzemiyor. Güneş ışığının altında bile
çok rahat görüntü sağlayan bir yapısı var. Üstünde özel bir madde ile
kaplı. Dolayısıyla normal bir bilgisayar ekranında, 4 veya 5 kat daha
iyi sonuç alıyorsunuz. Her türlü hava koşulunda çalışıyor. Yağmur, kar…
Teknoloji de her yıl gelişiyor. 2008’deki hedefimizi online aktiviteler
yapabilmek.
İlk Formula İstanbul GP için kullanıldı
Türkiye’de ilk müşteriniz kim oldu?
Kanal D ve Formula 1… Pixman’in etkisi gece 3-4’e katlanıyor.
Tanıtım için arkadaşlar Beyoğlu’na çıktı. İnanılmaz bir ilgi gördüler.
İnsanlar fotoğraf falan çektirmeye başladılar. Trafik durdu. Daha
sonra Bağdat Caddesi, Cadde Bostan Sahil yolu, Ak Merkez ve Nişantaşı.
Birde Formula1’in İstanbul Park’ta Kanal D’nin Canlı yayın standı
vardı, oradan canlı yayın yapıldı. Padok alanında insanlara Formula
oynattık. Onlarda müşteri olarak çok memnun kaldılar.
Sadece İstanbul’da mı çalışıyorsunuz?
İstanbul merkezliyiz ama her yere gidebiliyoruz. Şuan Mersin’de bir
organizasyon var oraya gideceğiz. Biz çok esneğiz, istenen yere gideriz.
Engin Akıncı Kimdir
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye bölümünden
mezun olan Akıncı, 1996 yılına kadar çeşitli TV kanallarında muhabirlik
ve editörlük yaptı. 96 yılında Sony Music’in pazarlama müdürlüğüne
getirildi. Sony’nin çeşitli Avrupa ofislerinde de görev alan akıncı, 9
yıllık bir çalışmanın ardından buradaki görevini bıraktı. Akıncı bu
dönemde Shakira, Celine Dion, Mariah Carey, Ricky Martin, Anastacia,
Patricia Kaas, Gloria Estefan, Julio Iglesias, Marc Anthony ve Jennifer
Lopez gibi isimlerle çalıştı ve bu sanatçıları çeşitli organizasyonlar
için Türkiye’ye getirdi. 2004 yılında bu görevinden ayrılan Akıncı Zoom
Kurumsal’ı kurdu. Yeni şirketinde kurumsal eğlence danışmanlığı,
reklam, film ve dizi müziği prodüksiyon ve organizasyon danışmanlığı
konularında hizmet vermeye başladı.